TARİHİMİZE DAMGASINI VURAN KAHRAMAN GEMİLERİMİZ BİRER BİRER SÖKÜLDÜ

Gerçektende tarihimize yön vermiş ve isim olmuş bu gemilerimiz jilet mi oldu dersiniz ? Bence hayır.  Bu tarihi gemilere gereken değeri göstermeyip onları hurda demir, bakımı zor ve bunun için çok para isteyen araçlar olarak görülmesi nedeni ile hurdacıya satılmış olduklarını düşünmekteyim. Tabiidir ki sökülen bu gemilerden elde edilen çelik ile bize daha pahalı silahlar olarak geri yada evimizin demirleri olarak dönmüştür.

Evet sayın gemi seven dostlar, Tarihimizin kıymetini bilmeyenler bu ve bunun gibi değerlerin yok olmasına sebep olanlar her kim olurlarsa olsunlar suçludurlar. Bu ülkenin gelecek nesillerine gösterilmesi artık imkansız olan bu gemileri müzelerde maket olarak görmeye mahkum edilen, hatta son zamanların eğitim sistemi sayesinde geçmişini unutan geleceğimiz dediğimiz bu gençlere söyleyeceğim bir şey de yok. Müzeleri gezmeyen, tarih kitabı okumayı ne gerek var sanki ne işimize yarayacak diyerek boş veren bu toplumun nereye gideceği hususunda bile şüphelerim vardır. Çok yakın bir gelecekte, dejenere olmuş bir gençlik ile neleri yaşayacağımız konusunu düşünmek bile istemiyorum.

1628 yılında yapılan ancak daha açık denize çıkamadan batan VASA daha sonra denizden çıkarılıp restorasyonu yapılarak müze haline getirilmeye çaba harcanmaktadır. 

BAŞKALARI KAHRAMAN OLMADIĞI HALDE GEMİLERİNİ MÜZE YAPMAK SURETİ İLE KORURKEN, ÜLKEMİZ İÇİN GERÇEK BİRER KAHRAMAN OLAN GEMİLER YOK EDİLDİ.

Çanakkale 'yi geçilmez yapan Muavenet-i Milliye ve Nusrat, 1. Dünya savaşının simgesi Yavuz Sultan Selim, Atamızı Samsuna götüren Bandırma, Balkan savaşının kahramanı Hamidiye artık yok. Adı sanı sadece kitaplarda kalan  pek çok kahraman gemimizde yok.

SAVARONA Atamıza hediye olarak alınan bu tarihi gemiyi kiralık olarak alıp restore eden Sayın Kahraman Sadıkoğlu olmasa inanın ya sökülmeğe gider yada olduğu yerde bakımsızlıktan batardı. Bildiğiniz gibi sadece itiraz etmeyi bilen bazı sivil toplum örgütleri yok yere itiraz ederek bunu engellemeğe çabaladılar ama şu anda Dünya denizlerinde dolaşarak Şanlı Bayrağımızı Dalgalandırmaktadır.

 

 
 


ŞANLI YAVUZ :
 


GEOBEN adıyla 1911 yılında Almanya da yapıldı. Boyu 186 metre olan bu gemi İngiliz donanması komutanı Churchill tarafında verilen emir ile ele geçirilmesi istenmiş ancak Geoben ve Breslau İstanbul Boğazına girmiş ve Osmanlı İmparatorluğu tarafından satın alınmıştır. Atamızın cenazesini taşıyan Yavuz 1950 yılında donanma kadrosundan çıkarılmış ve Gölcüğe çekilmiştir. 1969 yılında         MKE 'ye satılmıştır.

ŞANLI YAVUZ HAKKINDA BİLGİLER :
Zırhlı Kruvazör güvertesi 50 ila 25 mm, Kule 25 cm, Gövde 27 cm, Top Taretleri 23 cm

Boy 186 metre Genişlik 29,5 metre
10 adet 280 mm top
Bunlar Ön çift (BARBAROS) - Sancak (İMROZ) İskele (İZMİR) Kıç üstü arka (SAMSUN) Kıç Üstü ön (TURGUT)
12 adet 150 mm Top zaman içinde azaltılmıştır.
 8  adet 88 mm top
4 adet torpido tüpü
daha sonra sadece burundaki kalmıştır.
 

 


ERTUĞRUL YATI :


1890 yılında batan Ertuğrul Fırkateyninin adını alan Yat, 1903 yılında İngiltere de inşa edildi. 1904 yılında İstanbul'a geldi. 1926 yılında donanma kadrosundan çıkarılarak Cumhurbaşkanlığı yatı olarak tahsis edildi. 1926 dan 1937 ye kadar Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kullanıldı. Genç Türk Devletinin konukları, Krallar, Devlet Başkanları ve diğer yabancı devlet konuklarının ağırlanmasına hep Ertuğrul Yatı kullanıldı. 1937 yılında hizmet dışı kalan Ertuğrul yatı 1939 da sökülmek üzere satıldı. Haliçte yıllarca bekleyen yat 1959 yılında söküldü. Kardeşi olan Söğütlü Ertuğrul 'dan önce Devlet erkanı tarafından kullanıldı Bir süre Atamız tarafından kullanılan yat 1933 yılında hizmet dışı kaldı ve söküldü.
 

 


ŞANLI NUSRAT 'IN DRAMI :

Osmanlı donanmasında 1913 yılında göreve başlayan Alman yapımı mayın gemisi, 18 Mart 1915 yılında Çanakkale'de savaşın kazanılmasında büyük rol oynayan NUSRAT 1937 yılında dalgıç gemisi olarak kullanıldı 1939 yılında tekrar NUSRAT ismini aldı. 1962 yılında Kalkavan ve Kaptanoğlu'na satıldı. 62 - 64 yıllarında yapılan değişiklik ile kargo gemisi oldu. 1980 yılında mersin limanı çıkışında battı, 1999 yılında çıkarılıp yüzdürüldü 2004 yılında gönüllülerin yardımı ile aslına uygun hale getirilerek Tarsus ta bir parkta ziyarete açıldı. Ancak orjinal olarak sadece omurgası kalmıştır.

fotoğraf için Nusrat Çalışma Grubu adına ERCAN EROL'a teşekkür ederim
 

 


HAMİDİYE
:

1903 yılında İngiltere de inşa edilmiştir. 112 metre boyunda olan gemi 1. dünya savaşında Osmanlı donanmasının savaş gemilerinden biri olan Hamidiye Kruvazörü Balkan savaşı başlayınca Karadeniz 'de görevlendirildi. Bulgar limanlarını bombalayan Hamidiye, bulgar denizaltısı tarafından burun bölümünden torpillenen Hamidiye o halde İstanbula dönmeyi başardı. Balkan savaşı sırasında yunan donanmasının baskısını hafifletmek amacıyla Akdeniz de yunan hedeflerine yönelik " AKIN HAREKATI " adı verilen 7,5 aylık bir taarruz gerçekleştirdi. Unutulmazlar arsındaki yerini alan Hamidiye 1966 yılında söküldü.

Geminin modeli tarafımdan yapılmaktadır (tıklayınız)
 

 


KURTULUŞ SAVAŞI SİMGESİ BANDIRMA

1878 yılında İngiltere 'nin Glasgow kentinde yük ve yolcu gemisi olarak inşa edilmiştir. Daha sonra bir yunan firmasına satılan gemi 12 Aralık 1891 yılında kaza sonucu batmış ancak aynı yıl yüzdürülmüş ve İstanbul 'da bulunan bir firmaya satılmıştır. Geminin adı " Panderma olan gemi 1910 yılında Osmanlı Seyrüsefain İdaresi adını " BANDIRMA " olarak değiştirmiştir. Posta vapuru olarak olarak da görev yapmıştır. 19 Mayıs 1919 yılında Atatürk ve arkadaşlarını Samsun 'a getiren Bandırma görevine devam etmiştir. 1924 yılında hizmet dışı bırakılmış 1925 yılında parçalanmıştır.
Bandırma Vapuru Samsun 'da 1/1 ölçülerinde karada inşa edilmiş ve müze ve sergi salonu olarak Türk Halkının görüşüne açılmıştır.

Geminin modeli tarafımdan yapılmıştır. (tıklayınız)
 

 


İLK VE SON TRANSATLANTİĞİMİZ GÜLCEMAL :

1875 yılında İngiltere'de Atlatik Okyanusunu geçmak üzere inşa edilmiştir.1900 da göçmen nakliyesinde kullanılan gemi 1911 yılında Sultan Reşat tarafından alındı. Gemiye annesinin adı olan GÜLCEMAL ismi verildi.1937 ye kadar kullanıldı Atamızında bindiği bu gemi 1945 yılında sökülmek üzere İtalya 'ya götürüldü.

Geminin modelini yapan Sayın Metin Gürkan Beye teşekkür ederim.
 

 


GOLİATH FATİHİ MUAVENET-İ MİLLİYE

1910 yılında Almanya 'dan satın alınan Muavenet-i Milliye adlı torpido bot, Binbaşı Ahmet Bey komutasında Çanakkale savaşında İngilizlerin çok güvendiği gemi olan Goliath 'ı  12 Mayıs 1915 'te batıran Muavenet-i Milliye 1923 yılında hizmet dışı kaldı. 1953 yılında hurdaya ayrıldı ve parçalandı.

Bu kahraman mütevazi gösterişsiz gemi tarafımdan yapılacaktır
 

 

GAZİ ALEMDAR VAPURU :

1898'de Danimarka Helsingör 'de, Helsingörs Jernsk & Msk tezgahlarında buharlı kurtarma gemisi olarak inşa edilmişti. 362 gros, 92 net tonluktu. Teknesi galvanizli saçtandı. Uzunluğu 49,5 metre. genişliği 8 metre. su kesimi 4 metre idi. 510 beygir gücünde tripil buhar makinesi vardı. Tek uskurluydu. Bir Danimarka şirketi tarafından kapitülasyonların sağladığı haklarla Marmara'da kurtarma gemisi olarak çalışıyordu. Birinci Dünya Savaşı'na girildiği zaman Çanakkale Boğazı'ndan dışarı çıkamayınca Osmanlı hükümeti tarafından el konuldu, limanda çalıştırılmaya başlandı. Sonra çarkçıbaşısı tarafından gizlice Karadeniz Ereğlisi'ne kaçırıldı. Artık Anadolu hükümetinin emrindeydi. Kurtuluş savaşı yıllarında Türk denizcileri onunla büyük işler başardılar. Daha sonra Türkiye Seyr-i Sefain İdaresinin filosunda yer aldı. 1952'de iki kazanı da yenilendiyse de 1954'te hizmet dışı bırakıldı 1960'da petrol tankeri dubası oldu. 1982 de hurdaya gitti.
 
Bu model tarafımdan yapılmaktadır. (tıklayınız)
 

 

 

 

 

Değerli Dostlar,

Donanmamıza 3 adet DUMLUPINAR isimli denizaltı katılmış ama çok acı hepsinin akibeti de aynı olmuş.

1. Dumlupınar Denizaltısı :
1931 yılında hizmete girmiş Karadenizde yapılan bir tatbikat dönüşü dümeni arızalanmış ve Haydarpaşa önlerinde bir gaz tankeri ile çarpışarak batmış,

2. Dumlupınar Denizaltısı * :
1950 yılında hizmete giren Denizaltımız, Nato tatbikatı dönüşü  İsveç bandıralı Naboland şilebi ile çarpışarak batmış ve 81 denizcimiz şehit olmuş.

3. Dumlupınar Denizaltısı :
1972 yılında hizmete girmiş, 1976 yılında Çanakkale boğazında sovyet bandıralı Sızik Vavilov gemisi ile çarpışmış ve batmış.

81 Denizciden Hazin Veda : VATAN SAĞOLSUN

Yıl 1953... 4 Nisan pazar günü. Gün henüz ağarmamışken, Eceabat ve Nara kıyıları şiddetli bir çarpışmanın gürültüsüyle sarsıldı. Bu sarsıntı güneşle birlikte tüm Türkiye’yi saracak ve çarpışmanın gürültüsünü sessiz hıçkırıklara dönüştürecekti. Naraburnu açıklarında İsveç şilebi Naboland ile çarpışarak Çanakkale Boğazı’nın sularına gömülen Dumlupınar denizaltında hayatlarını kaybeden 81 denizci ise tarihin sayfalarına ve Türk milletinin kalbine şu sözlerle kazınacaktı: “Vatan sağolsun...”

Akdeniz'de gerçekleştirilen NATO tatbikatına katılan 1. İnönü ve Dumlupınar denizaltı gemileri, manevraların sona ermesinin ardından Gölcük'e dönmek üzere yola çıktılar. 3 Nisan'ı 4 Nisan'a bağlayan gece Çanakkale Boğazı'na giriş yapan iki denizaltı gemisi, olacaklardan habersiz eve dönüyordu. Sakin geçen yolculuk saat 02.10 sularında Dumlupınar için son buldu.

SİSLERİN ARDINDAKİ "NABOLAND"

Çanakkale Boğazı her zaman denizciler için zor bir geçiş olmuştu. Özellikle İstanbul yönüne giden deniz taşıtları Naraburnu önünde manevra yaparken büyük dikkat ve özen göstermek zorundadır. O gece Dumlupınar için bir başka şanssızlık da boğazın üstünü kaplayan sis bulutuydu. Dumlupınar Naraburnu açıklarına yaklaşırken geminin güvertesinde Süvari Kıdemli Yüzbaşı Sabri Çelebioğlu, Üsteğmen Kemal Ünver, Üsteğmen Hüseyin Yumuk, Astsubay Hüseyin Akış ve Astsubay Hüseyin İnkaya bulunuyordu. Çanakkale Boğazı'nın sularında sessiz sedasız ilerleyen tek gemi Dumlupınar değildi. İstanbul yönünden gelmekte olan İsveç Bandıralı şilep "Naboland" da aynı dakikalarda Naraburnu açıklarına gelmişti. Kaptanlığını Oscar Lorentzon'un yaptığı Naboland ile Dumlupınar, birkaç dakika sonra korkunç bir gürültüyle çarpışacak ve bu çarpışma Eceabat sahilinde dahi duyulacaktı.

VE O AN...

Astsubay Hüseyin İnkaya nöbetçi olmamasına rağmen vardiya dışı görevine devam etmekteydi. Nara önlerine gelinirken rotada dikkatini çeken değişiklik üzerine köprü üstüne çıktı. İşte tam bu sırada güvertede bulunan kimsenin ne olduğunu anlayamadığı bir gürültü koptu ve denizciler suya yuvarlandı. Çarpışma sırasında güvertede bulunan 8 denizcden sadece 5'i gözlerini denizde açacak kadar şanslıydı. Bu 5 subay ve astsubayın dışında 2 er pervaneye takılarak, 1 astsubay ise boğularak hayatlarını kaybetti. Naboland, Dumlupınar'a baş torpido dairesinin sancak tarafından bindrmişti. Çarpışmanın gürültüsü Eceabat Limanı'nda demirlemiş olan gemiler tarafından duyuldu. Böylesi şiddetli bir darbe alan Dumlupınar, süratle baş tarafından batmaya başladı. Darbenin şiddetine dayanamayan Dumlupınar, birkaç saniye içinde Çanakkale Boğazı'nın karanlık ve puslu sularına gömüldü. Fakat denizaltı ve hayatta kalan mürettebatının yaşayacakları henüz bitmemişti. Hızla sulara gömülen Dumlupınar'ın santral dairesinde çarpışma sonucu şiddetli bir patlama meydana geldi. Denizaltı'nın tüm elektriği kesilmişti. Gemilerinin baş taraftan itibaren su aldığını gören denizciler hızla kıç torpido dairesine doğru harekete geçti. Kıç torpidoya varana kadar da arkadaşlarının birçoğunu kaybettiler. Dumlupınar batmaya devam ederken 22 denizci de kıç torpido dairesine ulaşmayı başarmış, burada kendine yer bulamayan arkadaşları hayatlarını kaybetmişti. Dumlupınar ilk şehitlerini böylelikle vermiş oldu...

GÜMRÜK MOTORU OLAY YERİNDE

Aynı gece Eceabat Limanı'nda demirli halde bulunan Gümrük Motoru'ndaki personel, telaş içinde motora gelen bir kişi tarafından uyandırıldı. Bu kişi, Nara açıklarında bir çarpışmanın olduğunu söyleyerek, motorun kaza mahaline gitmesini istedi. Derhal yola koyulan gümrük motoru, kaza yerine vardığında deniz "panayır yeri gibiydi". Naboland, tahlisiye sandallarını indirmiş, fosforlu can yeleklerini denize bırakmış ve birçok uyarı fişeği fırlatmıştı. Gümrük motoru mürettebatı, deniz üzerinde dolaşırken tahlisiye sandallarına çıkmış ve can yeleklerine sarılmış Dumlupınar mürettebatını görerek motora aldı. Bu denizciler hızla Çanakkale'ye götürülerek hastaneye yatırıldı. Fakat hala denizin dibinde 81 kişi vardı ve onların yaşayıp yaşamadıkları bilinmiyordu. Artık onların yaşamasını ummaktan ve denizaltı kurtarma gemisi Kurtaran'ı çağırmaktan başka çare yoktu.

"DENİZ KUVVETLERİNE BAĞLI DUMLUPINAR DENİZALTISI BURADA BATTI"

Naraburnu'nda gün ağarmıştı. Havanın aydınlanması sayesinde civarda dolaşan balıkçı tekneleri Dumlupınar'ın batarken su yüzüne fırlattığı muhabere şamandırasını gördü. Beklenen haber gelmişti. Haberi alan gümrük motoru derhal şamandıranın bulunduğu yere gitti. Gümrük motorunun ikinci çarkçısı Selim Yoludüz şamandıraya uzandı ve üzerindeki yazıyı okudu: Deniz Kuvvetlerine bağlı Dumlupınar Denizaltısı burada battı. Kapağı açın ve denizaltıyla irtibat kurun. Kapağı açtı, şamandıranın içindeki ahizeyi kaldırdı ve ümitle "Alo" dedi...

"VATAN SAĞOLSUN..."

Sesine karşılık bekleyen gümrük muhafızının yüreğine, karşı taraftan gelen cevap su serpti: "Buyrun, ben Astsubay Selami" Beklediği karşılığı alan Selim Yoludüz astsubay Selami'ye ne durumda olduklarını sordu. Aldığı cevap Dumlupınar'da yaşanan trajediyi açıklar nitelikteydi. Astsubay Selami geminin 15 derece sancak yönünde yatık olduğunu, elektriğin kesik olduğunu ve kendilerinin kıç torpido dairesinde 22 kişi olduklarını söyledi. Gümrük motorunun çarkçısı Selim Yoludüz, mürettebata Çanakkale Boğazı'nın Nara Burnu'nda olduklarını ve gemilerinin tahminen 90 derece derinlikte yatmakta olduğunu söyleyerek, "Endişelenmeyin. Kurtaran yolda. Sizi oradan çıkaracağız" dedi. Vatan görevi için denizaltıda bulunduklarını söyleyen Astsubay Selami'nin cevabı ise Çarkçı Selim Yoludüz'ün kulağına ve kalbine işledi: Ailelerimize selam söylüyoruz. Bizi kurtaracağınızdan eminiz. Vatan sağolsun...

Bu, astsubay Selami'nin boğazın yüzeyindekilerle yaptığı ilk konuşma oldu. Saat 11:00 sularında olay mahaline gelen Kurtaran gemisinin çalışmaları sonuçsuz kaldıkça yüzeydekilerin umudu azalıyordu. Bu arada ilk konuşmanın ardından sırasıyla, Çanakkale Deniz Komutanı Albay Zeki Adar, Gümrük Memuru Selim Yoludüz bir kez daha ve 1. İnönü Denizaltısı ikinci kumandanı Üsteğmen Suat Tezcan Dumlupınar'la görüştü. Aşağıda Astsubay Selami ve arkadaşlarının zamanı azaldıkça, su yüzünde bulunanların moralleri bozuluyordu. Buna rağmen, Astsubay Selami'nin sesinde tereddütten ve endişeden eser yoktu. Bir süre sonra bir konuşma daha yapmak için şamandıranın başına gidildi ve ahize kaldırıldı. Aşağıdan gelen sesler hazin sonun acılı haberni verir gibiydi. Ahizenin diğer ucundan sadece dualar, ezan sesleri ve iniltiler geliyordu. Saat 15:00 sularında ise muhabere şamandırasını tutan telefon kablosu koptu. Bir daha Dumlupınar mürettebatından haber alınamayacaktı...

Astsubay Selami Özben'in "Vatan Sağolsun" sözleri, 84 metre derinlikte yatan Dumlupınar'dan yükselen son ses oldu

KURTARAN GEMİSİ VE KURTARMA ÇALIŞMALARI

Kazanın ardından olay yerine gelen Amiral Sadık Altıncan, Vali Safaeddin Karanakçı ve diğer yetkililerin gözetiminde kurtarma çalışmaları başladı. Bu arada kaza çok kısa sürede gerçekleştiği için olayın farkına varmayan 1. İnönü Denizaltısı da olay yerine geri dönerek kurtarma çalışmalarında bulundu. Bu gemi dışında denizin üstünde iki muhrip, Kurtaran, motorlar ve Naboland bulunuyordu. Çanakkale Boğazı'nın akıntılı sularında Dumlupınar'ı ve mürettebatı kurtarma çalışmaları aralıksız sürdürüldü, fakat bu çaba mürettebatı kurtarmaya yetmedi. Dalgıçlar birçok defa herşeyi göze alarak Dumlupınar'a ulaşmaya çalışmış, fakat hiçbiri kurtarma çanını denizaltının gövdesine tutturmayı başaramamıştı. Kurtarma işinin tüm gereklerinin yerine getirilmesine rağmen, ne Dumlupınar ne de mürettebatı kurtarılabildi.

Salı günü sabaha karşı ümitler tükendi. Çünkü bir denizaltı, personeline 3 gün yaşama izni vermekteydi. 72 saatten sonra içerdeki hava miktarı denizcilerin yaşamasına zaten izin vermeyecekti. Ve saat 02:15 itibariyle 3 günlük süre dolmuştu. 81 denizciden geriye kalan 22 kişiden artık ümit kesilmişti. Ertesi gün saat 15:00'te Başaran Gemisi üzerinde bir tören düzenlendi ve "Dumlupınar Şehitleri" için denize çelenkler bırakıldı.


 MEKANLARI CENNET OLSUN